ÇORLU


Video izlemek için fotoğrafı tıklayınız.

ÇORLU
Çorlu, Tekirdağ iline bağlı ilçedir. İstanbul’dan sonra Türkiye Trakyası’ndaki en büyük ikinci yerleşim yeridir.
Elverişli doğal yapısı, güçlü ulaşım bağlantıları, önemli sanayisi, iş olanakları ve stratejik önemi ile Tekirdağ’ın en büyük ilçesi olan Çorlu, Türkiye’nin de en gelişmiş ilçelerindendir. Çorlu günümüzde Türkiye’nin en büyük 5 ilçesinden biridir (diğerleri; Gebze, İnegöl, Tarsus, İskenderun). Kuzeyden Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesiyle, Tekirdağ’ın Saray ve Çerkezköy ilçeleri, doğudan İstanbul’un Silivri ilçesi, batıdan Tekirdağ Merkez ve Muratlı ilçeleri, güneyden Marmara Ereğlisi ilçesi ve Marmara Denizi ile çevrilidir. İl merkezine 37 km uzaklıkta olan ilçenin yüzölçümü 949 km²’dir. Şehrin nüfusu 2010 yılına göre 215.293’dür.
TARİHİ
Tarih öncesi döneme ait buluntuların elde edilmiş olması, bölge tarihini ilk Tunç çağı’na kadar götürmektedir. Bilinen en eski adı Tzirallum/Tzirallun veya Tzirallon olan Çorlu, MÖ. 1000 yıllarında Trako-Friglerin kurduğu koloni kentlerden biridir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Frig, Yunan, İskit, Pers, Makedon, Roma ve Bizans egemenliğine girmiştir. Zaman zaman Hun, Avar ve Peçenek akınlarına da maruz kalmıştır. Ayrıca İstanbul üzerine çeşitli seferler düzenleyen Arap ordularının istilasına da uğramıştır. Kısaca; Trakya’nın yaşadığı her istiladan etkilenmiştir.

Ortaçağda burada, Bizans’ı korumak için kullanılan Tzirallum kale kentinin bulunması İstanbul yolu üzerinde yer alan Çorlu’ya askeri bir önem kazandırmıştır.

Osmanlılar döneminde ise, Anadolu’dan Rumeli sınır boylarına uzanan anayol üzerinde konaklama yeri olmasından dolayı da önemli tarihi olaylara sahne olmuştur.

Çorlu 1357 tarihinde I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa ve Orhan Gazi’nin ölümleri üzenine tekrar Bizans egemenliğine geçen Çorlu, 1361 tarihinde kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1. Murat’ın emriyle Trakya’daki öteki Bizans şehirlerine ibret olması maksadıyla burayı savunan Bizanslılar ağır şekilde cezalandırılarak kale duvarları yıkılmıştır. Böylece Tzirallum’un askeri önemi de ortadan kaldırılmıştır. Bu sert davranış hemen etkisini göstermiş ve Trakya’nın fethi kolayca tamamlanmıştır..

Çorlu, imparatorluk döneminde ilk defa II. Beyazıt ile oğlu Şehzade Selim (Yavuz) arasında geçen baba-oğul savaşında yer almıştır. Şehzade Selim ile II. Beyazıt Çorlu yakınlarındaki Uğraşdere’de karşılaşmış ve Şehzade Selim babasının kuvvetleri önünde yenilmiştir.

1512’de tahtını oğluna bırakan II. Beyazıt Dimetoka Sarayına giderken Çorlu konağında ölmüştür. Daha sonra Yavuz Sultan Selim’de İstanbul’dan Edirne’ye giderken 21 Eylül 1520 tarihinde aynı topraklarda ölmüştür. Bu suretle II. Beyazıt Dimetoka’ya, Yavuz da Edirne’ye varamamıştır.

Eylül 1676’da son Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karabiber çiftliğinde vefat etmiştir.

Çorlu 18. yüzyılda Kırım’dan uzaklaştırılan Hanzadelerin ve Girayların sürgün yerlerinden biri olmuştur.

1830 yılında Rumeli Beylerbeyliği kaldırılıp Edirne vilayeti kurulunca, Çorlu bu vilayetin Tekirdağ sancağına bağlı bir kazası haline getirildi. 1870’de vilayetler örgütünün ıslahı sırasında durumunu olduğu gibi korudu. 1876’da geçici olarak Rusların eline düştü.

1912-1913 Balkan savaşları’nın birinci devresinde Osmanlı Doğu Ordusu Kumandanlığı karargahı Çorlu’da idi. 5-6 Aralık 1912 savaşlarından sonra Bulgarların eline geçti. Balkan Savaşları’nın ikinci devresinde Edirne’ye doğru ilerleyen Türk Ordusu tarafından 15 Temmuz 1913’de kurtarıldı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Çorlu, 25 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğradı. 1918 yılından beri faaliyet gösteren ve Trakya’nın kurtuluş mücadelesini yöneten Trakya ve Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurduğu çeteler burada da faaliyetlerine devam ettiler. Mudanya Mütarekesi kararları ile 15 Ekim 1922’de savaşılmadan Yunan yönetimi tarafından Türk yönetimine devredilmiştir.
Çorlu halen, II. Dünya Savaşı’ndan beri savunma bakımından önemli bir garnizon olma özelliğini devam ettirmektedir.

Coğrafi Yapı
Çorlu, Türkiye’nin kuzeybatı (Trakya) bölgesinde olup, 41 derece 07 dakika 30 saniye doğu boylamı ile 27 derece 45 dakika 00 saniye kuzey enlemi arasındadır.
Kırklareli, F-19 – c1, 1/25.000 ölçekli pafta üzerinde yer almaktadır. Çorlu’nun, denizden yüksekliği 150-180 m arasındadır. Çorlu, Ergene havzasında ve Trakya’nın merkezi bir yerinde bulunmaktadır. Doğudan; İstanbul’un Silivri ilçesi, Muratlı ilçesi ve Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçeleri ile çevrilidir. Güneyde ise; Marmara Denizi ve Marmara Ereğlisi ilçesine komşu olmaktadır. Çorlu, Tekirdağ ilinde kapladığı alan bakımından dördüncü sıradadır. Çorlu’nun yüzölçümü yaklaşık 949 km²’dir.
İlçe rakımı 183 m’dir. Yıldız Dağları’nın uzantısı halinde sokulan sırtlar, Çorlu’nun en yüksek kesimini oluşturur. Çorlu arazisinin büyük bölümü Ergene havzası içinde yer alır. Burası Yıldız Dağları’ndan taşınan ve akarsulardan sürüklenen tortuların depolandığı bir dolgu bölgesidir. Ayrıca bu bölge, Ergene Havzası ile Marmara kıyıları arasındaki su bölümünün ayrım sınırıdır.

Çorlu deresi tanımı burada yapılamayan bazı kötü kokular yayar. Ayrıca fabrika atıklarınında bu dereye boşaltılması kötü kokunun nedenlerindendir. Derenin kenarına bir arıtma tesisi kurulmuştur. Temizlenmesi için çalışmalar devam etmektedir. Bu yüzden Çorlu deresine gitmeyin. Bir çok Sivil Toplum Kuruluşunun da konu aldığı ve temizlenmesi için çalışmalar yapmış olduğu Çorlu Deresi yıllardır çözümünü beklemekte. Çorlu Deresi Ergene Nehri olarak bilinen ve Trakya bölgesinin büyük oranda İnsan ve tarım ihtiyacını karşılamakta olan nehre dökülmektedir.

Yeraltı Zenginlikleri Trakya’nın ikinci büyük yeraltı sularına sahip bir bölgededir. Bir çanak gibi üstü kum çakıl olan arazi, bir süzgeç gibi yağan kar ve yağmur sularını yeraltına geçirmektedir. Bu durum kirlilik açısından da tehlike arz etmektedir. Çöp atıklarının, sanayi atıklarının sızıntıları da bu yeraltı sularına karışmaktadır. Bu kirlenmenin acil olarak önlenmesi için gerekli tedbirlerin ele alınması, kaçınılmazdır.

Yöredeki yeraltı suyu potansiyelinin 274 hm³/yıl’ı, Ergene Havzası’ndan kaynaklanmaktadır. Tekirdağ’ın kullandığı su miktarı toplam suyun %42’sini oluşturmaktadır. Bu miktarın %61’inin (51.72 hm³/yıl) Çorlu ilçesine ait olduğu dikkat çekicidir. Ayrıca Çorlu ilçesinin içme, kullanma ve sanayi amaçlı çektiği su miktarının, sulama suyundan daha fazla olduğu görülmektedir.

Endüstrilerin günlük toplam su ihtiyacı 90.000 m³/gün’ü bulmaktadır. Bu miktar kuyular yardımıyla ve yeraltı suyunun plansız bir şekilde kullanılmasıyla karşılanmaktadır.

Kum-çakıl açısından da bölgenin zengin yerinde bulunan Çorlu, Karatepe taş ocakları bölgenin yegane beton, beton agregası ve asfalt mıcırı üreten sahasıdır. Bütün beton santralleri, belediyeler, karayolları, köy hizmetleri, liman işletmeleri, hava meydanları işletmeleri ihtiyaçlarını Karatepe Taş Ocakları’ndan karşılamaktadır. Hatta İstanbul Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Mecidiyeköy üst geçidi, Haliç Köprüsü aşınma tabakalarını da burası sağlamıştır. Ayrıca, Yulaflı köyü yöresinde TPOAŞ’ın yaptığı sondajlarda yörede doğalgaza da rastlanmıştır.
İklim
Çorlu, iç kesimde yer alması nedeniyle Trakya’da en az yağış alan bölgedir. Yıllık yağış miktarı 545 mm (kg/m²) dir. Yağışların %20’si ilkbahar, %10’u Yaz, %30’u Sonbahar, %40’ı Kış mevsiminde düşmektedir.
Ortalama rüzgarın yönü kuzey-kuzeydoğu’dur ve rüzgarın hızı 3.6 m/sn. kadar yükselir. Bu rüzgarlar fazla yağış getirmezler. Nemli hava kütlelerini getiren ve yağışa neden olan rüzgarlar güney – güneybatı yönlü Lodos ve Kıble’dir. Kışın kendisini hissettiren Karayel ise soğuk hava dalgasını getirerek kar yağışına sebep olur.
Yıllık sıcaklık ortalaması 12.6 °C en yüksek sıcaklık ortalaması 18.2 °C en düşük sıcaklık ortalaması 8.1 °C’dir. Çorlu, Karadeniz ile Akdeniz arasında yer aldığı için bu iklim bölgelerinin etkileri altında kalır. Kuzeyden gelen soğuk hava kütleleri ile güneyden, Akdeniz ve Ege’den gelen nemlilik hava akımları bölge iklim yapısını belirler.

Akarsular
Çorlu’nun coğrafi konumu dolayısıyla (Avrupa ile Asya arasında bir köprü) özellikle sanayinin bu ilçeye akın etmesine yol açmıştır.
İstanbul, Kocaeli, Bursa ile beraber Türkiye sanayisinde önemli yer almaktadır.Hatta Bursa’dan daha gelişmiş ve verimli sanayiye sahiptir.
Bundan 10 yıl öncesinde sakin bir ilçe olan Çorlu şu an tam anlamıyla bir sanayi kenti görünümünü almıştır. Bunun sonucu olarak göç artmış ve nüfüs yoğunluğu hat safhaya çıkmıştır. Bu hızlı gelişimden ve hareketliliğinden dolayı Küçük İstanbul adını bile yakıştırmışlardır.
Çorlu’nun coğrafi konumu dolayısıyla (Avrupa ile Asya arasında bir köprü) özellikle sanayinin bu ilçeye akın etmesine yol açmıştır.
Gelişimi
İstanbul,Kocaeli,Bursa ile beraber Türkiye sanayisinde önemli yer almaktadır.Hatta Bursa’dan daha gelişmiş ve verimli sanayiye sahiptir. Bundan 10 yıl öncesinde sakin bir ilçe olan Çorlu şu an tam anlamıyla bir sanayi kenti görünümünü almıştır. Bunun sonucu olarak göç artmış ve nüfüs yoğunluğu hat safhaya çıkmıştır. Bu hızlı gelişimden ve hareketliliğinden dolayı Küçük İstanbul adını bile yakıştırmışlardır.

Türk Hava Yolları kuruluşu olan AnadoluJet’in Çorlu Havaalanı Ankara-Çorlu Seferlerine başlamıştır. Trakya’yı Anadolu’ya havayolu ile bağlayan ilk ve tek havaalanı pisti Çorlu’da bulunmaktadır.
Ayrıca Çorlu Havaalanı, uluslararası iniş ve kalkış ehliyeti olan ender havaalanlarından biridir. Kargo trafiği bu havaalanına verilmiştir. Atatürk Havalimanının artan trafiğini azaltmak amacı ile bazı yurtdışı uçuşların Çorlu Havalimanına kaydırılması düşünülen bir konudur.

Video izlemek için fotoğrafı tıklayınız 

ÇORLU TARİHİ
Çorlu’nun adı ile ilgili olarak kaynaklarda değişik ifadeler mevcuttur. Eski atlaslarda şehrin adı “Tzarylus”, “Tzurulum”, “Tzurule”, “Tschurla”, Tziraltum”, şeklinde geçmektedir. Bizans döneminde peyniri meşhur olduğu için “Peynir Kasabası” anlamında “Tribiton” adı verilmiş. Bazı eserlerde “Sirello” adına da rastlanmıştır. Çorlu’nun Türkler tarafından alınışı sırasında çok zorluk çekildiği ve çok insanın ölümü pahasına alınmış bir yer olduğu için “Zor” kelimesine benzetme yapılarak “Çor” dan geldiği ifade edilir. Bölgede antik döneme ait buluntuların elde edilmiş olması bölge tarihini Maden devrine, Tunç Çağına kadar götürmektedir. Çorlu MÖ.. 1000 yıllarında Trako-Friglerin kurduğu koloni kentlerden biridir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Frig-Yunan-Iskit-Pers-Makedonya-Roma ve Bizans’ın istilalarına uğramıştır. Zaman zaman İstanbul’u ele geçirmek üzere akınlar yapan Hun-Arap ve Peçenek akınlarına da maruz kalmış. Ayrıca Emeviler döneminde İstanbul’u ele geçirmek isteyen Müslüman Arap ordularının da istilalarına uğramıştır. Kısaca Trakya’nın yaşadığı bütün istila ve akınlarından etkilenmiştir. Roma Döneminde Trakya’da “Cohors III. Lucensum” adını taşıyan bir askeri birliğin bulunduğu ve bu birliğin tamamen Trak savaşçılarından oluştuğu bilinmektedir. Romalılar savaşlarda Traklardan yararlanıyor ve onlara “Cohors” kıtalarında görev veriyorlardı. Cohors kelimesi Çorlu şehrinin adına son derece benzemektedir. Marmara Ereğlisi’nin doğusunda Kamaradere’de ortaya çıkarılan tarihi belge, Çorlu hakkında en eski ve kesin bilgileri vermektedir. Bölgede ortaya çıkarılan mezarın kitabesinde “burada iki defa (Çorlu) Tzoulos ifadesi olan Sisinis gömülüdür.” yazmaktadır.
O tarihlerde İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan üç yolun en güvenilir ve işlek olanı Çorlu’dan geçiyordu. Birinci yol Sirkeciden başlar Küçükçekmece, Büyükçekmece, Silivri, M. Ereğlisi, Tekirdağ, İnecek, Malkara, Keşan ve İpsala’dan geçerek Avrupa’ya gidiyordu. Bu yol Ereğliye geldikten sonra bir kola daha ayrılır. Buda Ereğli’den sonra Çorlu, B. Karıştıran, Lüleburgaz, Babaeski Havsa ve Edirne’den geçerek Avrupa’ya giderdi. İkinci yol, yine Sirkeciden başlar, Yarımburgaz, Çatalca, Sinekli, Pınarhisar, Koyva’dan geçerek bugün Bulgaristan topraklarında kalmış olan Burgaia giderdi.Üçüncü yol, Rumeli Kavağından başlar Midye ve İğneada ‘ya uğradıktan sonra ikinci yolla Burgaida birleşirdi Çorlu’dan geçen yolda başka diğer yollar emin ve her zaman geçit veren yollar değildi. Çünkü bu yolların geçtiği yerler o zamanlar tamamen ulu ormanlarla kaplı idi. Çorlu’nun bulunduğu yerlerde ormanlıktı. Fakat diğerlerine nazaran daha emin olduğu için üzerinde Çorlu kasabası kurulmuştu. Çorlu kalesi bir öncü kale olarak kullanılmıştır. Çünkü esasen Silivri’den başlayarak Sinekli’den geçen ve Karadeniz’e uzanan kırkbeş km. uzunluğundaki Anastra surlarını Bizanslılar daha önce yapmıştı.

ÇORLU’NUN TÜRKLER TARAFINDAN ELE GEÇİRİLMESİ
Osmanlı Padişahlarından Orhan Bey döneminde Rumeli’ye geçen Türkler Murat Hüdavendigar (I. Murat) döneminde Rumeli’de ilerlemeye başladılar. Yeni padişahın amacı Edirne’yi almaktı. Ama daha önce Bizans’tan gelecek bir tehlike ihtimaline karşı Çorlu ve Lüleburgaz’ı ele geçirdi. Çorlu ele geçirilmeden önce Bizans kumandanına kaleyi teslim etmesi için haber gönderildi. Kan dökülürse kumandanın cezalandırılacağı bildirildi.Fakat Bizans Kumandanı bunu kabul etmedi. Kale kuşatıldı. Kalede olanlarda savunma için hazırlıklarını tamamlamışlardı. Savaşın olağanca kuvvetiyle devam ettiği sırada kale kumandanı Yankobin gözünden yaralandı. bu sırada Osmanlı ordusunda bulaşıcı hastalık çıktı. Bir taraftan savaş bir taraftan da hastalık Osmanlı ordusuna çok zarar verdi. Kale saldırılara dayanamayarak teslim oldu. Çok sayıda insanın ölümüne sebep olan kale kumandanı esir edildikten sonra öldürüldü. Osmanlılar yönetimi altına aldıkları her bölgeye Anadolu’dan Türk göçmenleri getirerek yerleştiriyorlardı. Çok iyi düşünülmüş bir iskan politikası ile bölge Türkleştiriliyor ve böylece o bölgenin elde tutulması ve savunulması sağlanıyordu. Çorlu fethedildikten sonra buraya Anadolu’dan Yörükler ve Tatarlar getirilerek yerleştirildi. Böylece şehrin Türkleşmesi sağlandı. Fakat i. Murat Kosova Savaşı sırasında şehit olunca fırsattan istifade eden Bizanslılar şehre yeniden asker getirerek kaleyi tamir ettirdiler. Böylece kaleyi tekrar ele geçirmiş oldular. Yıldırım Beyazid padişah olur olmaz kaleyi tekrar zaptetti. İşte Çorlu’nun alınışı sırasında çok zorluk çekildiği ve çok insanın ölümü pahasına alınmış bir yer olduğu için bir rivayete göre Anadolu’da halk lisanında (Çor) kötü, zor, fena manalarına kullanıldığından amma çor yer denmiş, ondan sonra da Çorlu oldu denmektedir.

OSMANLI TARİHİNDE ÇORLU
Fatih sultan Mehmed’in oğlu II. Beyazid babası kadar enerjik değildi. Devlet i işlerinden iyice elini çekmesi daha sağlığında ülkede bir taht kavgasına yol açtı.
Trakya’da Herakleia (Marmara Ereğli’sinde) bulunmuş. Sisinis’e ait mezar taşında 9. yüzyılda adamın 2 kez ‘Tzoulu”nun belediye başkanlığını yaptığı anlatılır.Sözcüğün “Çorlu” adının aslı olduğu ispat edilen bu yazıt gibi daha bir çok mezar taşlarında geçen toponymikon (yer adları) Anadolu’muzun tarihsel coğrafyasına büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Sisinis’in 814 yılında öldüğü göz önüne alınırsa belgenin Bizans dönemine ait olduğu anlaşılmaktadır. Sisinis. Çorlu kasabasında “Curator Civitatis” unvanı ile yöneticilik yapmış başarılı olduğu için iki defa bu görev kendisine verilmiştir. Çorlu’nun adı ile yakından ilgisi olan “Curator” kelimesinin anlamı Latin ve Grek alfabelerinde “özen gösteren, dikkat eden” şeklinde verilmektedir. Curator, belediye büyüklüğüne gelen yerleşmelerde özel işlerle görevli kişilerin, yani belediye başkanlarının unvanıydı bu unvan 2. yüzyılın sonunda Roma eyaletindeki belediye başkanları içinde kullanılmaktaydı. Roma imparatorluğu’nun doğu kolu olarak geniş sahalara yayılan Bizans İmparatorluğunda sınırlar sınır muhafızları tarafından korunurdu. Sınırlardaki kuvvetler özellikle cesur ve savaşçı uluslardan seçiliyorlardı. Kamaradere’de mezarı bulunan Sisinis’in yaşadığı yıllarda Trakya Bulgar Kralı Kurum’un ordularının tehdidi altındaydı. Bizans İmparatoru Bulgar baskısına karşı ücretli askerlerle anlaşarak bunları sınır savunma noktalarına yerleştirilmişti. Çorlu şehrinin adının da bu sırada 9. yüzyılın başında şekillenmesi muhtemeldir. Çor ve Çur terimi eski Türk boylarında yüksek bir rütbe veya unvan olarak kullanılmaktaydı. Aynı şekilde Sisinis kelimesinin de Bizans ordusunda yardımcı kuvvetler olarak bulunan Hunların veya Alanların kumandalarına unvan olarak verildiği bilinmektedir. Gerek Sisinis, gerekse Çor, Bizans kültürünün etkisi altında değişerek, Sisinis görevli memurun, Çor ise görevinin yapıldığı sınır kalesinin adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Böylece Çor veya Çur’dan, Çorlu şehrinin adı çıkmıştır. Çorlu şehrinin kuruluş tarihinin Roma ve Bizans ‘tan çok daha eskilere gittiğini kesin olarak gözler önüne serecektir. Bugünkü bulgulara göre Trakya Türkler tarafından zapt edilmeden önce Bizans devletinin idi.
 
ÇORLU KALESİ
Bizanslılar Trakya’da komşuları olan diğer devletlerden İstanbul’u korumak için Trakya’nın tam orta yerinde ve İstanbul yolu üzerinde Çorlu kasabasını kurdular. Kasabanın yanına tepe üzerine bir kale yaptılar.

Hatun Hamamı, İmaret Hamamı, Süleyman Hanındır. Çarşı taksimlidir. Bakkallar çarşısı ve diğer esnaf çarşıları bir tarafa toplanmıştır. Çarşılar beyaz taşlarla döşelidir. Arazisi çok geniştir. Çok koyun beslenir. Peyniri çok meşhurdur der. Not: Evliya Çelebinin Seyahatnamesinden özetlenmiş parça mümkün olduğu kadar sadeleştirilmiştir.

1912-1913 Balkan savaşlarının i. devresinde Osmanlı Doğu Ordusu Komutanlığı Karargahı Çorlu’da idi. II. Balkan savaşında Bulgarların Edirne’yi ele geçirip .Babaeski ve Lüleburgaz’a doğru ilerledikleri haberi Çorlu’da duyulunca halk paniğe kapılmıştı. Bulgarların zulmünden kurtulmak için Edirne vilayetinin halkı evlerini barklarını bırakarak İstanbul’a kaçmaya çalışıyorlardı. Karayolundan İstanbul’a kaçan halk Çorlu’ da kafileler halinde geçiyor, Çorlu halkını da korkutuyor ve yakın zamanda aynı akıbete uğrayacaklarından eşyalarını toplamaya başlamışlardı. Bulgar ordusunun Çorlu yakınlarındaki Marmaracık köyü yakınlarına geldiği haberi duyulunca Çorlu’daki Türk ahalisinin hepsi bir günde evlerini terk ederek arabası olan arabasıyla, olmayan yaya olarak yola düşmüşler. Silivri’ye kadar giden Çorlulular oradan vapurlara binerek Üsküdar’a varmışlardır. Dokuz ay vatan hasreti çeken Trakyalılar Edirne vilayetinin Meriç nehrine kadar olan kısmının II. Balkan muharebesi sırasında geri alınmasından sonra tekrar vatanlarına döndüler. Ne yazık ki evlerinin yerlerinde kırık kiremit parçalarından başka bir şey bulamadılar.

Çorlu’da Türk mahalleleri tamamen yıkılmış, bir harabeye dönmüştü. Bu evleri yağma eden ve sonra da yakıp yıkan yerli Ermeni ve Rumlardı. Bulgarlar çekilince onlar gene Çorlu’da kalmışlar. Sanki hiç bir şey olmamış gibi rahat rahat yaşıyorlardı. Şehirlerine dönen Çorlulular hiçbir şey demeden yine onlarla el ele vermişler Çorlu’yu eski haline getirmeye çalışmışlardır. Balkan savaşlarının etkisi daha geçmeden I. Dünya Savaşı çıktı. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle eli silah tutanlar cepheye koşmuş uzun harp 4 yıl sürmüştür. Sonunda müttefiklerimiz ile birlikte mağlup olduk. Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918′ de imzalandı. Düşmanlar yurdumuzu işgal etmeye başlamışlardı. Paris Konferansında İngiltere’nin deste~i ile Batı Anadolu’ya ve Trakya’yı ele geçirme hakkını elde etti. İstanbul’un müttefikler tarafından işgalinden sonra Trakya’nın da Yunanlılar tarafından işgal edileceği söylentileri dolaşmaya başladı. Ege bölgesinde olduğu gibi Yunanlıların Trakya’yı da işgale kalkışacakları anlaşılıyordu. Bu durum karşısında Trakya halkının Türk ahalisi büyük bir heyecan içindeydi. Kasabalarda toplantılar yapılıyor, teşkilatlar kuruluyordu. Trakya teşkilatının başında Cafer Tayyar Paşa vardı. Genel harbin sonunda askerlerimiz terhis edildiğinden pek az asker vardı. Bunların büyük bir kısmı Meriç boyunda Yunan hududuna sevk edilmişti. 20 Temmuz 1920 Salı sabahı Yunanlılar Marmara Denizi sahilinde Ereğli’den karaya çıkarak Trakya’yı işgale başlamışlardı. Aynı zamanda Tekirdağ’dan da karaya çıkmışlar iki koldan Trakya’yı işgale başlamışlardı. Bu haber Çorlu’da bomba tesiri yapmış Çorlu halkı ne yapacağını şaşırmış esnafın bir kısmı dükkanlarını açmış sonucu bekliyorlardı. Aynı gün Yunan Generali Zımbrakis komutasındaki Yunan askerleri şehre girerek belediye önüne geldiler. Papazın başkanlığında kalabalık bir Rum topluluğu belediye binasını teslim aldı. İndirilen Türk Bayrağı’nın yerine Yunan bayrağı çekildi. 21 Temmuz sabahı Çorlu’da bulunan Yunan kuvvetleri Karıştıran istikametinde yürüyüşüne devam etti. Yunan işgalinden önceki günlerde Trakya’da (Trakya Paşeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti) kurulmuş ve teşkilat çalışmaya başlamıştı. Kısmi seferberlik ilan edilmiş ve bu teşkilatın başına Birinci kolordu komutanı Albay Cafer TAYYAR Bey geçmişti. Çorlu’nun işgalinden 20 gün sonra 30 Ağustos 1920 tarihinde Türkler için ölüm fermanı anlamına gelen Sevr Antlaşması yapılmış, antlaşmanın imzalanmasından sonra Yunanlılar Çorlu’ da askeri idareyi sivil idareye teslim etmişlerdi. Çorlu’nun 15 Ağustos 1920 günü sivil idareye devredilmesi Muhiddin Tuna’nın “Geçmişten Bugün” adlı, eserinde bir hatıra olarak şöyle bahsedilmektedir. Sabahın erken saatlerinde Çorlu’da hummalı bir faaliyet başlamıştı. Saat dokuz sıralarında Rum kilisesi (Gazi okulu yerinde idi) önünden hükümet konağına (Şimdiki belediye iş merkezinin olduğu yer) kadar olan caddeye birbirine yirmişer metre mesafe ile karşılıklı silahlarına süngü takılmış asker dizilmişti. Saat onda kilisede bir merasim yapıldı. Bu merasime başta papazlar olmak üzere yerli Rumlar, Ermenilerin ileri gelenleri ile pek az Türk katılmıştı. Türkler de zorla götürülmüştü. Bunların içinde Çorlu Müftüsü de vardı. Merasimden sonra kiliseden çıkıldı. Arkalarına yerli Rumlar ve Ermeniler de katılarak kalabalık kafile halinde askerler arasından geçerek Hükümet Konağı’na gelindi. Bu gün Çorlu’ya yeni bir kaymakam tayin edilecekti. Bu kaymakam aslen Çorlulu Trosolos’un damadı Avukat Ispiridis idi. Bu genç bir avukattı. O günkü merasime hazırlıklı olmak ve bayrak çekmek için senelerce Türk bayrağı çekilmiş olan bayrak direği hazırlanmıştı. Gölcük meydanı Rum, Ermeni ve diğer azınlıklarla dolmuştu. Herkes merasimin başlamasını bekliyordu. Nihayet saat on iki sıralarında merasim başladı.

Trabzon’da vali bulunan oğlu Yavuz Trabzon’dan alınarak Rumeli’de bir sancak merkezine gönderilmesi için babasına başvurmuş, fakat cevabı beklemeden Rumeli’ye geçmek üzere Kefe’ye hareket etmişti. Babasının padişahlıktan çekilip yerine küçük oğlunu padişah bırakacağı haberi Yavuz’a geldiği zaman Kırım’da 10 bin kişilik ordu toplayarak İstanbul’a doğru yürümeye başladı. II. Beyazid hazırladığı bir ordu ile oğluna karşı hareket etti. İki ordu Çorlu’nun çok yakınlarında Ulaş köyü ile Karıştıran arasında karşılaştı. (13 Ağustos 1511) Yavuz babasının ordusuna yenilerek Filibe taraflarına çekildi. Fakat ordu İstanbul’a dönünce isyan çıkardı. Yavuz’u başlarında padişah olarak görmek istediklerini söyledi. Bunun üzerine Beyazid oğlunu İstanbul’a çağırarak padişahlığı teslim etti Başarılı olması için hayır dua ederek ömrünün son günlerini Dimetoka’da geçirmek üzere yola çıktı. Oğluyla savaştığı Ulaş’ta konakladıkları gece 26 Mayıs 1512 tarihinde öldü. Ne garip bir tesadüftür ki Yavuz Sultan Selim’ de İstanbul’ dan Edirne’ye giderken babasıyla savaştığı yerde Ulaş yakınlarında 1521 yılında yakalandığı şirpençe hastalığından ölmüştür. Eylül 1676’da ise Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karabiber çiftliğinde vefat etmiştir. Çorlu 18. yüzyılda kırım’dan uzaklaştırılan Hanzadelerin ve Girayların sürgün yeri olmuştur. 1830 yılında Rumeli Beylerbeyliği kaldırılıp Edirne vilayeti kurulunca Çorlu bu vilayetin Tekirdağ sancağına bağlı bir kazası haline getirildi. 1870 de vilayetler örgütünün ıslahı sırasında durumunu olduğu gibi korudu 93 harbinde geçici olarak Rusların eline düştü.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin sekizinci cildinde Çorlu’dan şöyle bahsetmektedir. Banisi Yankobin Madyandır derler. İlk fatihi 720 tarihinde Edime Fatihi Hüdavendigar Gazidir (I. Murat) derler. Kendileri kalasını yerle bir edip gittikten ve kendileri Kosova’da şehit olduktan sonra düşman yeniden tamir edip geri almıştır. Bundan sonra Yıldırım Beyazıt han fethederek bütün kaleyi tamamen yıkmıştır. O zamanını eserleri hala Çorlu’nun kenarında vardır. bundan sonra da Fatih Sultan Mehmet Han fethetmiş ve Edirne vilayetinin yüz elli akçelik şerif kazası olmuştur. Üç bin kiremitli evi on beş Müslüman mahallesi, on beş hane de Müslüman olmayanlar vardır. İslam mahalleleri; Arabacıbaşı mahallesi, Muslihiddin Efendi Mahallesi, Keçecizade Mahallesi, Abbazzade Mahallesi, Hisar Mahallesi, Karacaahmet Sultan Mahallesi, Burhanzade Mahallesi, Elhaç Gani Mahallesi, Mustafa Efendi Mahallesi, Odunpazarı Mahallesi meşhur mahallelerdir. Her mahallede mescit vardır amma cuma namazı kılınan yalnız üç camisi vardır. Arabaabaşı camii kiremitlidir. Eski camii kurşunsuzdur imareti vardır. İmaret camii Sultan Süleyman hanındır. Bu caminin kapısı üzerinde şöyle yazılıdır. Şeyh Süleyman Sahib-el-hayrat Fikir gerdem kikuyemeş tarih Hafif-i gayb güft tarihin Kıldı bu cami-i şerifi bina Küned en vakit in sade peyda Kad bana mabaden lihubbi Huda Sene 928 Hanlardan bahsederken de şunları saymaktadır. On sekiz hanı vardır. Haftada iki kere pazar kurulduğu için ticaret merkezi halindedir. Dört hanı tamamen kurşunludur. Çarşı başında Ahmet Efendi Hanı, Akçakolukoğlu Han, Osmandede Hanı, Davutzade Hanı, Hidayetullah Çelebi Hanı, Katır Nalbandı Mustafa paşa Hanı,Kızılbaşzade Hanı, Hüsnü Dede Hanı meşhur hanlardır. Hamamlardan bahsederken de, Daya Hazinesi mezarlık olarak kullanılmıştır. Burada iki önemli mezar bulunur. Birisi caminin güney doğusunda (kıble yönünde) H.1194 tarihlidir. Mezar bir sanduka şeklinde olup baş taşı kitabelidir. Mezar mermerden yapılmıştır. Sandukanın bütün cephelerinde hafif rölyefli (kabartma) bitki motifleri ve büyük rozetler görülür. Mezarın baş taşında altı satırlık sülüs yazı ile şu kitabe dikkati çeker.

Avukat Ispiridis Rumca kısa bir nutuk söyledi. Buna müteakip Hükümet Konağı’na bayrak çekme merasimi başladı.Despot dua ediyor, bayrakta ağır ağır direğe çekiliyordu. Henüz direğin sonuna gelmeden direk sallandı. Kökünden kırıldı ve devrildi. Yunan Bayrağı yere düştü. Bunu uğursuzluk sayanlar da vardı. Direk uzun seneler Çorlu’ya hükümet binalığı yapmış olan bu binada Türk Bayrağı’nı taşımış, bugün Yunan Bayrağı’nı taşımak istememişti. Derhal yerden birkaç kişi Yunan Bayrağını aldı. Bu defa bir direk gelmesi beklendi. Alelacele bir marangoza yaptırılan direk geldi. Bu suretle bayrağın çekilmesi 1 saat gecikmiş oldu. Direğin kırılışı maneviyatlar bozduğundan, merasimde heyecan kalmamıştı. Saat on üç sıralarında merasim nihayet buldu. Herkes dağıldı, idare artık sivillere terk edilmişti. Avukat Ispurudus kaymakam, Karapapaida belediye reisi olmuştu. O güne kadar Çorlu’ya İstanbul gazeteleri geliyordu. Onları okuyorduk. O günden sonra Çorlu’ya İstanbul gazeteleri sokulmadı.

Ağustos 1921’de Sakarya Meydan muharebesinin kazanılması Yunanlılarda endişeye sebep oldu. Çorlu’da bulunan askerlik çağına gelmiş Rum gençleri askere alındı. 26 Ağustos 1922 sabahı B. Taarruzun başlaması, dört gün zarfında Yunan Ordusu’nun yenilgiye uğraması üzerine Türk süvarileri 9 Eylül’de İzmir’e girdiler. Öte yandan kuzeye Eskişehir-Bursa yönüne ilerleyen Türk birlikleri sayesinde Hıristiyan halkı, gemilerle kayıklarla Ereğli ve Tekirdağ’a çıkmışlardı. Ereğli’ye çıkanlar Çorlu’ya gelmişlerdi. Çorlu üzerinden Yunanistan’a kaçıyorlardı. Bu kaçış sırasında şehir yağmalanmıştı. Diğer taraftan kasabanın ileri gelenleri birer birer toplanarak jandarma karakoluna götürülüyor, bu toplanan insanlar trenle Dedeağaç’a oradan Trakya’nın diğer yerlerinde toplananlarla birlikte Milos adasına sevk edildiler. Vatandaşlarımızın Milos adasına götürülmesinden 1 hafta sonra 3 Ekim 1922 günü Mudanya’da ateşkes görüşmeleri başladı. 11 Ekim 1922’de Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ateşkese göre 14-15 Ekim gecesinden başlayarak silahlı çatışmalar duracaktı.Yunanlılar, Doğu Trakya’yı hemen boşaltacaklar ve T.B.M.M. hükümetinin yönetimine teslim edeceklerdi. Trakya’yı Yunanlılardan müttefik kıtaları teslim alacaklar Türk Ordusu ile Yunanlılar arasında tampon görevi yapacaklardı. Trakya’yı Yunanlılardan teslim almaya İtalyanlar, Silivri, Vize, Saray, Çorlu, Fransızlar, Edirne, Lüleburgaz, Kırklareli, İngilizler; Uzunköprü, Tekirdağ, Keşan bölgelerinde hareket edecekti. 15 Ekim 1922′ de Çorlu’ya gelen İtalyan kıtaları şehre geldiklerinde yakılıp yıkılmış harabe bir manzarayla karşılaştılar. Bir gün sonra, Çorlu’da idare Yunanlılardan alınarak Türk Hükümeti muvakkaten kuruldu. Abidin Efendi kaymakam tayin edilerek Mudanya Ateşkes Antlaşması gereğince İtalyanlar 1 Kasım 1922 tarihine kadar Çorlu’da kaldılar. 1 Kasım 1922’de İstanbul istikametinden trenle gelen Türk heyeti ve askerleri şehri teslim almışlardı. Çorlu halen II. Dünya savaşından beri savunma bakımından önemli bir garnizon olma özelliğini devam ettirmektedir.
 
(Kaynaklar: Osmanlı Tarihi Ansiklopedileri -T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük- Prof. Dr. A. Mumcu “Geçmişten Bugüne Çorlu” -Muhiddin Tuna -Seyahatname -Evliya Çelebi) ÇORLU TİCARET VE SANAYİ ODASI

Çorlu voynuk su mektebi
Çorlulu Ali Paşa
(d. 1670 – ö. Aralık 1711), Çorlu’da yerleşmiş bir çiftçi ailesinin oğluydu. Sultan II. Ahmed devri Kapıcıbaşı Türkmen Kara Bayram Ağa’nın evlatlığı olarak, önce Galata Sarayı’na, daha sonra Enderun-ı Hümayun’daki Seferli Koğuşu’na, buradan da Hane-i Hassa’ya yerleştirildi. Şubat 1699’da rikabdarlık hizmetinde bulunuyordu. Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa’da kendisinden bizzat silahdarlık rica etti. 15 Ekim 1700 tarihinde bu memuriyete tayin edildi.

Silahdarlığı, Saray-ı Humayun’da daha üst derecede bir memuriyet haline getirdi. Padişah ile sadrazam arasındaki haberleşmenin silahdarlık makamı vasıtasıyla yerine getirilmesini ve Darüssade’den başka Babüssade ile Enderun-ı Hümayun’a ait bütün işlerin de silahdar ağa nezaretinde yapılmasını sağladı. Çorlulu Ali Paşa’nın bu başarıları çok geçmeden birbirleriyle yarış halinde bulanan sadrazamın ve şeyhülislamın dikkatini çekti.

İstanbul’daki cebeci ayaklanması sırasında Çorlulu Ali Paşa, vezirlik rütbesiyle saraydan uzaklaştırıldı. Sultan Üçüncü Ahmed’in tahta geçmesinden sonra üçüncü vezir olarak Edirne’de kaldı. Halep Valiliğine tayin edilmek üzere İstanbul’a çağrılan Çorlulu Ali Paşa, İstanbul’a geldiğinde Halep valiliğinden vazgeçilerek, Kubbealtı’nda beşinci vezirlikle görevlendirildi. Enişte Hasan Paşa’nın yerine 1703 Kasım ayı sonlarında rikab-ı hümayun kaymakamı oldu. Bir süre sonra Trabluşam valiliği ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Tekrar İstanbul’a dönen Çorlulu Ali Paşa, 3 Mayıs 1706 günü üçüncü vezirlikten Baltacı Mehmed Paşa’nın yerine sadarete getirildi. 1708 yılında yedi yıldır nişanlı bulunduğu Sultan İkinci Mustafa’nın kızı Emine Sultan’la evlendi.

Çorlulu Ali Paşa sadrazam olduktan sonra, devletin mali işleriyle ilgilendi ve saray masraflarını kontrol altına almak istedi. Tersane ve donanmaya önem verdi. Toplar döktürdü, askeri ocaklarda düzenlemelerde bulundu.

İsveç – Rus savaşı sırasında İsveç’i Ruslara karşı destekledi. Amacı ilerde meydana gelebilecek Rus – Osmanlı savaşında yorgun düşmüş bir Rus ordusuyla karşılaşmak ve galip çıkmaktı. Sultan Üçüncü Ahmed’in bu siyaseti tasvip etmemesi ve bir süre sonra Rusların savaştan galip ayrılması üzerine Çorlulu Ali Paşa, aleyhinde yapılan propagandalar sonucu gözden düştü. Sultan Üçüncü Ahmed, Ali Paşa’yı sadaretten azletti ve bir gün sonra Kefe’ye sürdü. Çorlulu Ali Paşa, sadrazamken Sinop’a sürdüğü Şeyhülislam Paşmakçızade Seyyid Ali Efendinin fetvası ve padişahın Aralık 1711 tarihli fermanı ile idam edildi.”
Kaynak : Vikipedi

Reklamlar


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s