MALKARA


Video izlemek için fotoğrafı tıklayınız
MALKARA
Tekirdağ ilinin bir ilçesidir. İl merkezinin yaklaşık 56 km batısında yer almaktadır.
Tekirdağ iline 56 km. uzaklıkta olan Malkara’nın kuzey batısında Uzunköprü, kuzey doğusunda Hayrabolu, güney doğusunda Şarköy, güneyinde Gelibolu, batısında ise Keşan bulunmaktadır. 1.149 km2’lik yüzölçümü ile Tekirdağ ilinin toprak alanı en geniş ilçesidir.

Malkara 1870 yılına kadar Gelibolu’ya bağlı kalmış bu tarihte Edirne vilayetine bağlı Tekfurdağ Sancağına (Tekirdağ) bağlanmıştır. Bazı kayıtlara göre de Malkara 1880 yılında ilçe olmuştur. Malkara ilçesi idari yönden 4 mahalle (Camiatik, Hacıehvat, Yenimahalle, Gazibey) 3 belde ve 70 köyden oluşmaktadır.  
Coğrafya
İlçede yüksek dağlar, vadiler yoktur. Genelde toprakları, aşınmış, tepelerden yarı ova özelliği gösteren plato görünümündedir. Tekirdağ ilinin en önemli dağı olan Tekir Dağları Malkara’ya 25 km. mesafededir. Bu dağlar, ilçenin güney bölümünde, Tekirdağ-Gelibolu istikametinde uzanırlar. İlçenin sınırları Çimendere köyü yakınında son bulur. Ganos dağı, Tekir sıra dağlarının en önemli yükseltisidir.

Malkara’nın yüzey şekilleri nedeni ile büyük akarsuları yoktur. Barajları ve göletleri besleyen dereler vardır.

İlçede belli başlı ovalar ise; Evrenbey, Kırıkali, Hacısungur, Gözsüz, Karacahalil, Kalaycı, Sağlamtaş, İbribey ovalarıdır. Bunlar fazla geniş olmamakla birlikte bu ovalar ilçenin önemli düzlükleridir.

İlçede, Karaiğdemir ve Kadıköy barajları en önemli yapay göllerdir. Bunun yanında sulama amaçlı: Yaylagöne, Vakıfidemir, Yenidibek (Pişman), Doluköy, Küçükhıdır, Karacagür ve Sırtbey göletleri yapılmıştır. Yapılan bu baraj ve göletlerle ilçenin sulanabilir arazi miktarı 28.360 dekara yükselmiştir.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişli alanlardır. İlçenin orman örtüsü daha çok güney ve güney batısında yer alan Sağlamtaş Kasabası ile Gelibolu, Keşan sınırları arasında yer almaktadır. Bu alan 232.380 dekar civarındadır.

İlçe; kara iklimine sahip olup, kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yazlar da, genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 500 milimetredir.

Eğitim
İlçenin geçmiş yıllarına gidilirse en eski kayıtlı belge olan 1888 Devlet Salnamesi’nde ilçede bir rüştiye (ortaokul) ile 1898 yılında Turhan Bey medresesinin varlığı bilinmektedir. 1901 Edirne Vilayet Salnamesine göre: Malkara’da 1 rüştiye, müslüman çocuklar için birer kız ve erkek okulu, Rum Ortodoks ve Ermeni Gregoryenler’in ikişer okulu bulunduğu yazılıdır.

Günümüzde ise ilçe merkezinde 10 ilköğretim okulu, 1 Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi, Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Halk Eğitim merkezi Müdürlüğü, Çok Programlı Lise , 1 Lise , 1 İmam Hatip Lisesi, 1 Anadolu Lisesi, 1 Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır. 70 köy ve 3 kasabada 26 ilköğretim okulu mevcuttur. Eğitim ve öğretimin kalitesini artırmak için 62 köy ilköğretim öğrencileri merkez olarak seçilen 18 ilköğretim okuluna taşınmaktadır. Malkara ilçesi taşımalı eğitim bakımından Türkiye birincisidir. İlçe merkezindeki ilköğretim okullarında 1.811 kız , 2,090 erkek olmak üzere toplam 3.901 öğrenci bulunmaktadır. Bu okullarda 169 öğretmen görev yapmaktadır. Malkara ilçe merkezindeki okuma-yazma oranı % 91,07’dir. (2000) İlçe merkezindeki orta dereceli okullarda 788 kız, 969 erkek olmak üzere 1,757 öğrenci bulunmaktadır. Bu okullarda 112 öğretmen görev yapmaktadır.

Köy ve kasabalardaki ilköğretim okullarında 1,525 kız , 1,533 erkek olmak üzere toplam 3.058 öğrenci ve 157 öğretmen bulunmaktadır. (2000)

İlçede toplam 8,716 öğrenci ve 438 öğretmen görev yapmaktadır. Malkara ortaokulu 1950-1951 , lisesi ise 1967-1968 Eğitim yılında açılmıştır. Malkara ilçesinde öğrencilerin barınacağı toplam 2 özel öğrenci yurdu bulunmaktadır. Bunların yanında 3 özel dersane de hizmet vermektedir. Son derece zengin bir kültür yapısına sahip olan Malkara’da eğitim ve kültür faaliyetleri için idari bölümler, müze, gençlik merkezi, kütüphane, kondisyon merkezi, sportif amaçlı salonlar, çok amaçlı eğitim salonu, sergi salonları, kafeterya , 400 koltuklu sinema ve tiyatro salonundan müteşekkil bir Kültür Sarayı bulunmaktadır.
Ekonomi
Malkara ilçesinde tarım alanlarının verimi Türkiye ortalamasının oldukça üstündedir. Dolayısıyla ilçede tarım ve hayvancılık oldukça iyi durumdadır. İlçe tipik bir tarım ilçesidir. Ekilebilen 764.000 dekar arazi bulunmaktadır. Arazilerin tamamında başta buğday, ayçiçeği olmak üzere her çeşit tarım ürünü yetiştirilmektedir. Yıllık buğday üretimi 150.000, ayçiçeği üretimi ise 60.000 tondur. Arazilerin ancak 30.000 dekarlık bölümünde sulu tarım yapılmaktadır.

İlçe hayvancılık açısından da son derece önemli bir potansiyele sahiptir. Son yıllarda Köylere Hizmet Götürme Birliği çatısı altında yapılan yatırım ve hizmetler hayvancılığı hem sayısal hem de nitelik olarak büyük ölçüde arttırmıştır. Hayvancılık tarım sektörü içinde ön sıraya çıkmış, özellikle kırsal kesimin gelirinin artmasında rol oynamıştır. Süt sığırcılığının yanında et sığırcılığı da önemli ölçüde artmıştır. Küçükbaş hayvan sayısı, büyükbaş hayvan sayısının artmasına paralel olarak azalmıştır. Et ve yumurta tavukçuluğu üretimi de küçümsenmeyecek boyutlardadır. Tarım sektörünün içinde hayvancılığın payı %50’nin üzerindedir. Türkiye’de bu oran %25 civarındadır. İlçede büyükbaş hayvan sayısı 55.000, küçükbaş hayvan sayısı; koyun: 35.000, keçi; 7.000’dir.

Malkara ilçesinde halen 2 un fabrikası, 1 yağ fabrikası, 2 tane yem fabrikası, 1 tekstil makineleri fabrikası, 7 adet tarım aletleri üretim fabrikası, 8 adet mandra ve son zamanlarda yapılmakta olan günde 1000 ton süt kapasiteli Malkara Köylere Hizmet Götürme Birliğinin ortaklığında kurulan entegre süt fabrikası bulunmaktadır.

Malkara Köylere Hizmet Götürme Birliği 1987 yılında ilçenin ekonomik sosyal ve kültürel kalkınmasını sağlamak, hertürlü ürününü değerlendirmek kısacası çağdaş uygarlığın yarattığı, hertürlü nimet ve hizmetin Malkara insanına sunmak için kurulmuştur. Malkara Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından gerçekleştirilen yatırm ve hizmetler(Süt İşletmesi, yem işletmesi, teşhis ve tedavi labarotuarlarının kurulması, tedavi ve sun’i tohumlama hizmetleri soy kütüğü kurulması, Tekirdağ Valiliği ile ortaklaşa konkasör şantiyesinin kurulması, Kültür Sarayının yapılması, köy tüzel kişiliklerine ait tesis ve yatırımlarının yapılması, silaş makinalarının alınması, entegre süt fabrikasının yapılması, istihdam yaratılması, araç ve gereçlerin alınması gibi ) ile bölge insanının ekonomik refahının artmasında son derece etkili olmuştur.

İlçenin gerçek anlamda sanayi tesislerine kavuşması amacıyla Organize Sanayi Bölgesi kurulmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı tarafından planlandıktan sonra Bakanlar Kurulu Tarafından Malkara’da Organize Sanayi Bölgesi kurulması kararlaştırılmış ve Resmi Gazatede yayınlanarak kesinleşmiştir. İlçeye 8 km mesafedeki Sufatça Çiftliği mevkiinde 1000 dekarlık alan Organize Sanayi Bölgesi yeri olarak seçilmiştir.

İlçede 1990 yılında faaliyete geçen Küçük Sanayi Sitesi de bulunmaktadır. Sanayi Sitesi, gerek ilçeye, gerek bölgeye yaptığı hizmetlerle bölge ekonomisine çok önemli katkılarda bulunmaktadır.

İlçe, yer altı madenleri bakımından da son derece zengindir. Trakya bölgesinin en önemli linyit kömür yatakları bu bölgededir. Malkara ilçesinin yer altı zenginliği bakımından sahip olduğu en önemli maden linyit taş kömürüdür. İlçe yüzölçümünün ½’si maden sahası ruhsatına bağlı olup, bu ruhsat sahaları içinde irili, ufaklı 26 adet işletme kömür üretim faaliyetine devam etmektedir. Ocakların bir kısmı açık işletme, şeklinde üretim yaparken bir kısmı da kapalı işletme galeri yöntemiyle kömür üretmektedir. İşletmelerin tamamı özel sektöre aittir. Üretilen kömürler Trakya bölgesi ile İstanbul’a pazarlanmaktadır. Kömür, ilçe ekonomisinde son derece önemli yer tutmaktadır.


MALKARA’NIN TARİHİ
Malkara ilçesi, Ülkemizin, Trakya bölgesinde yer almaktadır. Trakya bölgesine adını veren kavim Thrak (Trak)’lardır. Kaynaklar, Thraklardan pek söz etmemektedir. Ancak son zamanlarda bu konuda yapılan araştırmalarda bunun böyle olmadığı anlaşılmıştır. Thraklar M.Ö. V. yüzyılda Kralları Adela zamanında Odrys adıyla anılırlar.
Bunların, Yunanlılara ve Romalılara paralı askerlik yaptıkları bilinmektedir. Dünyanın ilk isyanını Roma’da gerçekleştiren (M.0.90) Spartacüs (Spartaküs) Kırklarelili bir Thraktır.
1980’li yıllarda Bulgaristan da (Haskova ‘da) İngiliz araştırmacı James MELLART’ın yaptığı kazılar, 1988’de Tekirdağ Naip köyündeki kazılarda çıkan eserler, Thrakların söylenenlerin aksine, zengin bir kültüre sabip olduğunu kanıtlamıştır.
Malkara’nın kuruluşuna gelince; kaynaklar Pers kralı Kserkes (Kaylıüsrev) zamanında Yunan şehirleri ile yapılan savaşlar (Pers savaşları) sırasında, Malkara’ya çok yakın olan Gürgen Bayırı denilen yerde bir kalenin yapıldığı söylenmektedir. Bu kale civarında birçok yılan bulunduğundan, bu kaleye Farsça Margar veya Margaar adı verilmiştir.
Farsça’da mar yılan, gar veya gaar da in-mağara anlamına geldiğine göre Malkara sözü, yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.
Bir söylentiye göre, Makedonya Kralı Büyük İskender (M:Ö: 356-323) Trakya’da otuz yıldan fazla kalan Persleri (İranlıları) 7 Trakya’dan uzaklaştırılınca, Malkara’da (Malgar’da) Sazan, Malgar ve Kumardar isimli üç komutanı, edek güçlerin başına bırakmıştır. Kumardaş isimli komutan da bir kale yaptırmıştır (Halen oraya Kumardaş Tepe denilmektedir).

Sazan adlı Komutan da yine bir kale yaptırmıştır (Bugün Sazan çiftliği denilen yerde). Bu kaleler daha sonra Romalıların eline geçmiştir. Bizanslılar dönemine kadar savunma amacıyla kullanmışlardır.
Osmanlılar Rumeli’ye geçtiklerinde, Malkara, surları ile ünlü geniş yerleşim alanı idi. Bu sırada şehrin adı Megal ora-Megallıora (Büyükköy), Melagoro (Ulular ulusu) diye anılmaktadır. Bilindiği gibi, Osmanlıların Rumeli’ye geçici Sırplara karşı Bizans’a yardım amacıyladır.
Daha sonra, Gelibolu – Çinpe Kalesinin Osmanlılara Bizanslılar tarafından verilmesiyle, kurayı kir üs olarak kullanan Osmanlılar, fetih (ele geçirme) amacıyla, Gazi Süleyman Paşa’nın emrindeki güçlerle Rumeli’ye geçmişlerdir. (1353-1356). Bu sırada Hacıilbey, Lala Şahin, Balatan Bey, Küçükhıdır Bey, Evrenbey, Hacısungur Bey, Müstecep Bey ünlü komutanlar öncülüğünde Tekirdağ, Vize, Keşan, İpsala ve Çorlu şehri hızlı kir şekilde alınmıştır. Bazı kaynaklar bu arada Malkara’nın da alındığını yazmaktadırlar. Ancak, Malkara ve Hayrabolu’nun Gazi Süleyman Paşa ölümünden bir kaç yıl önce alındığı akla daha yatkındır.
Süleyman Paşa bir av sırasında (Bolayır ile Seydikavak arasında) kaza ile ölmüştür (1359)- Tahtın varisi olan bu şehzadenin ölmesi üzerine yerine kardeşi I. Murat geçmiştir. 1360’lı yılların kaşında Bizanslıların saldırılar sonucunda, Trakya’da Osmanlıların elinde bulunan bir çok yer gibi Malkara’da elden çıkmıştır. Ancak 1. Murat, bölgede duruma hakim olunca, daha önce elden çıkan yerler, Malkara’da dahil Osmanlıların eline geçti. Bu duruma göre Malkara’nın, Osmanlılara geçtiği son ve kesin tarih 1363’tür. Malkara’yı fetheden Komutanın da Hacıilbey olduğu bilinmektedir. Bugün Trakya’da birçok yerde Mezarı ve Hacıİlbey adına yapılmış okullar bulunmaktadır.
Malkara’nın kesin olarak Osmanlılara geçmesinden sonra, Osmanlının is (yerleştirme) politikasına uygun olarak Anadolu’dan getirtilen Yörükler, Malkara ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu arada, Ankara ve Çankırı dolaylarından getirtilen bazı ahi gruplar da Malkara’ya yerleştirilmişlerdir. (Ahievren köyü adı bu olaydan gelmektedir.) 1. Murat’ın ahiliğe karşı büyük bir sevgisi olduğundan (kendisi de bir ahi’dir.), Malkara’ya getirtilen Yörükler arası ahi’lik oldukça yaygındır.
Malkara ve civarına yerleştirilen Yürüklerin büyük bölümünün 1. Mehmet (Çelebi) dönemin de “1402- 1421” Saruhanlı Beyliğinin Yörükleri olduğu bilinmektedir. Bunlar ; Konya, Aydın ve Muğla çevrelerinden getirtilerek yerleştirilmişlerdir. Başlarında da ünlü Paşayiğit (Keşan’ın Paşayiğit kasabası onun adını taşır) bulunmaktaydı.
İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından sonra, Malkara’nın Balkanlara yapılacak seferler sırasında önem kazandığı görülür. Fatih döneminde Malkara, daha sonraları Evlad-ı Fatihan adıyla anılan akıncıların merkezi olacaktır.
Paşa yiğit’in soyundan Turhan Bey (Malkara’nın Hacıevhat Mahallesinin ondan fazla sokağı onun adını taşır), yaşadığı dönem içinde Malkara’nın gelişmesini sağlamış, bu dönem de Malkara oldukça gelişmiştir. Zira, akıncı birliklerinin tüm ihtiyaçları buralarda karşılanmaktadır. “Bugün Malkara civarında Boyacılar, Enserciler, ekmekçiler, Yaylagöne gibi isimler bu dönemin izlerini taşır. Akıncı birlikleri için lazım olan her şey buralarda hazırlanıyordu.” Turhan Bey’in oğulları Atina fatihi Ahmet (ki burada ölmüştür) ve kardeşi Ömer Bey (Türbesi, Malkara’da adıyla anılan caminin avlusundadır. Klasik Osmanlı üslubunu taşıyan yapı, sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir.) Fatih döneminde önemli bir akıncı Beyidir.
Kaynaklarda rastlandığı kadarı ile gözü pek bir komutan olan Ömer Bey, Fatih’in emriyle 1465’ler de Venedik’e 70 km. kadar yakın olan İzanco ırmağına kadar,1470’lerde Romanya’ya Pleoşti (Bükreş yakınları)’ye kadar uzanan maceralı akınlar yapmıştır. Fatih’in isteği ile 1473 Otlukbeli savaşına katılmış, uzun Hasan’ı İran içlerine kadar kovalamış ve orada esir düşmüştür. Fatih, bu değerli adamını, bir çok İranlı esiri vererek geri almıştır.
Bundan sonra Ömer Bey’in gözden düştüğü ve Malkara’da öldüğü bilinmektedir. (1488) Yükselme dönenimde Edirne-Belgrat önem kazanınca Malkara eski önemini yitirir gibi görünür. Ancak bu sırada, ünlü devlet adamlarının ve komutanlarının sürgün yeri olarak önemini devam ettirir.

Bilinen sürgünlerin başlıcaları şunlardır:
Hadım Süleyman Paşa: Ölümü 1548. Mısır Valisi iken Hint Denizi seferinde başarısız olunca Malkara’ya sürülmüştür.
Koca Sinan Paşa:  Ölümü 1596. Ünlü Osmanlı Vezir-i Azamidir. 1580’de Malkara’ya sürgün olarak gönderilmiş, 4 yıl burada yaşamıştır. Bugünkü Sinan Paşa mera’sı onun adından gelir.
Sofu Mehmet Paşa: Ölümü 1469- Sadrazamlıktan azledilince Malkara’ ya sürgün edilir. Bu günkü şadırvanın olduğu yerde boğularak öldürülür.
Husrev Mehmet Paşa: 1756 Tekirdağ doğumludur. 1763’de Malkara’ ya sürgün edilmiştir.
Melek Ahmet Paşa: 1651’de Malkara’ya sürgün edilmiştir.
Boynu Eğri Mehmet Paşa: 1656’da Malkara’ya sürgün edilmiştir.
Hacı Evhat: 1524’lerde Kanuni’nin özel öğretmenliğini yapan bu bilgin, onu çekemeyenlerce Malkara’ya sürgün gönderilmiştir.
Malkara’nın en büyük mahallelerinden biri bu zatın adını taşır, ilginç Vakıflar kuran Hacı Evhat, hayırsever kişiliği ile Malkaralıların gönlünde taht kurmuş, anısı ölümsüzleştirilmiştir.
Bedri Mustafa Paşa: 1689’da Malkara’ ya sürgün edilmiştir. Aslen Malkara doğumludur. Devlet kademesinde birçok önemli görevlerde bulunmuş, Osmanlı tarihinde ilk defa içkiye vergi koymuştur. Avusturya ile devam eden savaş sırasında Macaristan Serdarı Arap Recep Paşa yenilince ulema sınıfı Mustafa Paşanın aleyhine düşünmüştür. 2.Süleyman Sadrazamlığa Fazıl Mustafa Paşayı getirince Bedri Mustafa bu görevden alınarak Malkara’ya sürgün edilmiştir.

Büyük gezgin Evliya ÇELEBİ, hemen, hemen bütün Osmanlı İmparatorluğunu dolaşmış ve Malkara’yı da görmüştür. Malkara’nın 1.150 haneden oluştuğunu, evlerinin kiremit örtülü, bakımlı bir şehir olduğunu Seyahatnamesinde belirtir. Ayrıca, şunları da ilave eder; “Gezdiğim yerlerden farklı bir yer Kömürhisar (Korudağı -Malkara). Çünkü burada büyükler gibi çocuklar da çalışıyor. Balı ve Kaşkavalı (Kaşar Peyniri) ünlü olan bu yerin 1 Tabakhaneleri (Deri İmalathanesi) de pek ünlüdür. Bu tabakhaneler de derinin sepilenmesi için, köpek pisliği gereklidir. Sabah erkenden, eline bir sepet ve maşa alan her çocuk, sokaklarda köpek pisliği toplar. Doğru tabakhaneye götürür, böylece para kazanır. Ben bu işe şaştım.”
Malkara’nın, Selanik’ten İstanbul’a giden eski yol üzerinde olması, konaklama yönünden önemli bir merkez olmasını sağlamıştır.

Malkara, 1828 Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Türklerin elinde ilk defa işgale uğramıştır. 1878 Osmanlı – Rus savaşında da (93 harbi) Tekirdağ işgal edilince, Malkara’da önemli göçlere sahne olmuştur. Malkara , tarihinin en kötü günlerini Balkan savaşı sırasında yaşamıştır. 9 Kasım 1912’de Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Yerli Bulgar ve Rumların da işbirliği ile 500’den fazla kadın, erkek ve çocuk şehit edilmiştir. Katledilen insanlar, toplu olarak gömülmüşlerdir. Şehitlik denilen bu yerde, bu şehitlerin anısına güzel bir anıt dikilmiştir. İşgal 8,5 ay sürmüş, bu arada şehir yağma edilmiş, yakılmış, yıkılmıştır. 14 Temmuz 1913’te Mustafa ve Enver Paşanın birlikleri tarafından şehir harabe halinde kurtarılmıştır. Malkara son kez, 1. Dünya Savaşı sonun da 20 Temmuz 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. İşgal yıllarında çok kötü günler yaşayan Malkara, 11 Ekim 1922’de sağlanan ateşkes uyarınca 14 Kasım 1922 tarihinde Yunanlıların şehri boşaltmasıyla kurtulmuş ve özgürlüğüne kavuşmuştur. 2. Dünya Savaşı yıllarında da (1940-1941), Trakya’da ki diğer kasabalar halkı gibi, buradakiler de işini, gücünü, yerini terk ederek Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış, türlü maddi, manevi sıkıntılara ve acılara uğramışlardır. 2. Dünya savaşı sırasında Türkiye’ye sığınan Yunanlıları da savaş süresince beslemiştir. Malkara, tüm bu işgallerin yanında birde ayaklanmaya şahit olmuştur. III. Selim zamanında Nizamı Cedit’in kuruluşu günlerinde bu yenilik hareketini çekemeyen Yeniçeriler, Malkara’nın Ballı köyünde ayaklanmışlardır. Nizamı Cedit kuvvetlerince bastırılmıştır. Malkara’nın Kuruluşundan Bugüne Kadar Geçen Zaman içerisindeki isimleri MALKARA’nın adı zamanla bir çok değişikliklere uğramıştır.

1-İranlı’lar zamanında M A RG AR-M ARGAAR,

2-Bizanslılar zamanında MEGALO HORA,

3-Osmanlılar zamanında, önceleri bir süre MEGALO GORO ve MIGALGARA,

4-Sonraları, denizden uzaklığı ve denizden gelen mallarla irtibatı bulunmaması sebepleriyle kara malı anlamına gelen MAL-KARA, (ayrı iki cümle) Daha sonraları,

5-Arap dilinin genişlemesi ve etkisi altında kalınması yüzünden MAALGARA’ya dönüşmüştür.

6-Bu gün ise MALKARA’dır. Trakların, Trakya’nın ilk sakinleri olmalarına rağmen, bunlar zamanında Malkara’nın nüvesini teşkil eden bir kal’anın veya meskün bir yerin mevcut olduğuna ve bir isim taşıdığına dair bilgilere rastlanmamaktadır. Diğer taraftan, Sırplar tarafından kurulduğu zaman da bir tahminden ileri gidememektedir. Çünkü böyle olsaydı yabancı bir isimle anılması gerekirdi. Bu da mevcut değildir. Böyle olunca Malkara’nın nüvesi olan ilk kal’anın fransça MARGAR, IVIARGAAR (Yılanlı mağara, Yılan Mağarası ) adını almış olması banisinin Keyhüsrev’in ordularındaki Türkler olduğuna açık ve kuvvetli delil sayılabilir. Bir tarafta, inşa tarihi hakkında bilgi bulunmamakla beraber, bu bölgenin geçirdiği tarihi safhalara göz atınca dört – beş bin, belki de daha fazla bir geçmişe sahip olduğunu kabul etmek hiç de yanlış olmaz.

Kaynak : Malkara Kaymakamlığı

TARİHİ KÜLTÜREL VE ARKEOLOJİK DEĞERLER
Trakya ön Asya’nın arkeolojik bakımından en az bilinen bölgeleri arasındadır. Bilhassa Malkara ve köyleri tarih öncesi çağları ile ilgili bilgilerimiz bazı münferit ve daha çok rastlantılara bağlı buluntular dışında hemen hemen hiç yok denecek kadar azdır.  Oysa ki Trakya’nın en eski kentlerinden Malkara, Trakya’da olduğu için Asya ile Avrupa arasında kara ve gerekse Ege ile Karadeniz arasındaki deniz bağlantısının kilit noktası üzerindeki coğrafi konumu bakımından büyük bir önem taşımaktadır.
Trakya bir kum saatinin dar boğazın benzetebileceğimiz bir bölge, Avrupa ile Asya kıtaları arasında kültürel alışverişi, ticaret, istila, göç, gibi her türlü toplumsal hareketleri çağlar boyunca yaşamıştır.

Malkara ve köylerinde bulunan arkeolojik ve kültürel kalıntılar ve yerleri:

Malkara Kermeyan Köyü Tümülüsü
A- HÖYÜK-TÜMÜLÜS: Bunlar Trak krallarının ve beylerinin mezarlarıdır. İçersinde yatanların zenginlik ve üstünlüklerini göstermek için yüksek tepelere yapılmıştır. İçlerinde ölü odaları vardır. Romalıların Hıristiyanlıktan önceki devrinde yapılmış, ancak Hıristiyanlıktan sonra bırakılmıştır.Bunları sıralarsak en ünlüsü Kermeyan tümülüsüdür.
Yükseklik ve kapladığı alan bakımından Malkara ve çevre köylerinde ondan büyüğü yoktur    Antik dönemde Via Egnatia adı ile bilinen sahil yolu üzerinde bulunan Apri (Kermeyan Köyü) kenti civarında bulunan 3 tümülüsten biri olan bu tümülüs olasılıkla bu kentin yöneticilerinden birine ait. Apri kenti Roma ve Bizans çağlarında önemli bir konuma sahip olduğundan tümülüsün özellikle Roma çağında yapılmış olduğu düşünülebilir. Yüksekliği yaklaşık 10 m. dir.
Tümülüsün yamaçlarındaki tarlada tarım yapıldığından sürülmek suretiyle yayvanlaşmıştır. Üzerinde kaçak kazı izlerine rastlanmaktadır. Kermeyan Köyü sınırlarında kalan iki tümülüs birlikte bir grup oluşturmaktadır.Bir tümülüs de Kırıkali Köyü’nün kuzeyinde Kum mevkiindedir. Yaklaşık 10 m. yüksekliğe sahiptir. Kermeyan tümülüsleri ile aynı doğrultuda olup, birbirlerini görebilmektedir.
Üzeri tarla olarak kullanıldığından sürülerek yayvanlaştırılmış durumdadır.;  İlçe merkezinde bulunan Kartaltepe, Tavşantep tümülüsleri ile Tugay sınırları içinde bulanan 2 adet tümülüs daha bulunmaktadır. Batkın, Hacısungur, Kürtüllü, Kozyörük, Sarnıç, Tekke, Pirinççeşme, Kavakçeşme, Gözsüz, Müstecep ve Yılanlı köyünde 2 adet yanyana yapılmış tümülüsler bu konudaki önemli eserlerdir.
B- KALELER:

1- KERMEYAN KALESİ: Bunların önemli olanı Kermeyan Kal’ası (Zesutare)dir. Kal’a, Kermeyan Köyündeki taşlık dere ve Kal’a deresi arasında 200 dönümlük bir yerde dışı Keşan taşları ile yapılmıştır. Çok eski Kal’a olup oturma yeri olarak kullanılmıştır. Eski ismi Apri’dir M.S. 50. Yy. Roma imparatoru Cladius tarafından emekli Roma subayları için kurulan antik Roma şehridir. Bizans döneminde yerleşim önem kazanmıştır. Osmanlılardan önce Balkanlardan inen akıncı kavimler tarafından yakılmış olabileceği gibi, Türklerin gelişinden önce Trakya’da çok büyük bir deprem olması sebebiyle de yıkılmış olabilir.  Sultan Orhan ve I. Murat zamanlarında ve daha sonraları Malkara çevresinde bir çok yerlerde olduğu gibi Anadolu’dan getirtilen Germiyanlıların (Kütahya) bu Kal’ayı beğenmeyerek bir km güney doğusundaki yüksek sırtlara köy kurdukları tahmin edilmektedir.
2- ELMALI VE YENİDİBEK KALELERİ: Malkara’nın Elmalı Köyü’nde Elmalı Kal’ası, Yenidibek Köyü’nde de Blovazt Kal’ası yıkılmış olduğu halde, surları yer yer görülmektedir.
Her iki kalede bölge arazilerinin hakim tepelerinde kurulmuş, yüzyıllarca önemli savunma görevlerini yerine getirmiştir. Osmanlıların bölgeyi fetih etmesi ile birlikte kaleler yıkılmış, kullanılmaz duruma getirilmiştir. Bu gün her iki kalenin yer üstünde bazı duvar kalıntıları görülmektedir.
3- KARACAHALİL (KOCAKALE) KALESİ: Toprak üstü araştırmaları yapılan Karacahalil Köyü hudutları dahilindeki Koca Kale diye anılan kale ise konum itibarı ile ilk çağlardaki yerleşimlere uygun Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi’ni görmektedir.
Yer üstü buluntularından, siyah pişmiş toprak parçalarından, Tunç Çağı yaşantısından (M.Ö.: 5. Yy.), Bizans dönemi yerleşmesine kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlılar devrinde, Osmanlılar Rumeli Kal’alarını aldıkları zaman ekseriyetle yıkmışlar, fakat aynı yerde oturmayı tercih etmemişlerdir.
Bu Kal’a yıkıntılarının civar köylerde hatta Malkara’da inşaat işlerinde kullanılması ile bu tarihi kalıntılar korunmamış ve ortadan kalkmıştır.
4- YETANUZ HARABELERİ: Bu da yine Kermeyan Köyü civarındadır. Tarihi Traklara kadar varmaktadır. Hıristiyanlıktan önce önemli bir merkez olduğu kitabe parçalarında VASPASİANOS’un adı geçe bu yerin Bizans devrinden kalmış bir kalıntı olduğu sanılmaktadır.

KİLİSELER
İlçemizde eski dönemlere ait 4 adet kilise mevcuttur. Gazibey Mahallesi İnönü Caddesi üzerinde bulunan Hıristiyan Kilisesi; Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifi tarafından depo olarak kullanılmakta iken tavanın çökmesi sonucunda bu gün her hangi bir amaç için kullanılmamaktadır. Şahin Köyü’nde de bir Hıristiyan Kilisesi mevcuttur. Diğer taraftan Gazibey Mahallesinde Halk Eğitim Merkezi arkasında bulunan bina Ermeni Kilisesidir. Hacıevhat Mahallesinde bulunan Bulgar Kilisesi yıkılmış olduğundan mevcut değildir. Mevcut diğer 3 kiliselerinde tavan ve duvarlarında çökmeler olup, bakımsızdırlar.
HAMAMLAR
Malkara İlçemizde eskiden kalma iki hamam mevcuttur. Bir tanesi Turhan Bey tarafından yaptırıldığı söylenen Çifte hamam (Şu an mevcut değildir. Savaşlarda yakılıp harap olduktan sonra, yıkılarak yerine apartman yapılmıştır. Yeri Şehitlik Abidesinin altında olan çeşmenin tam karşısında kalan büyük binanın yeridir.) olup, diğeri ise Eski Hamamdır. (Şehitlik Parkının altından geçen yol üzerindedir). Halen mevcut olup, büyük bir bölümü yıkılmış, yeşillikler her yerini kaplamıştır. İçine girilmesi tehlikelidir.
Günümüzde mülkiyeti Belediye’ye ait olan Gülbaba Tesislerinin alt katında günümüz şartlarına uygun, modern bir hamam bulunmakta olup, halen hizmet vermektedir.
Kaynak : Malkara Kaymakamlığı
MALKARA TARİHİ KİŞİLER

Sırpsındığı Savaşı

Hacı İlbey: Malkara’yı fetheden Hacı İlbey(Hacı İlbey),Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de yayılmasında büyük rol oynamış, ve Sırpsındığı zaferini kazanmış olan ünlü Türk komutanıdır.
Hacı İlbey 1305 yılında Balıkesirde doğdu Babası Karesi beylerindendi. Karesi hükümdarı Dursun Bey’in veziri iken Karesi Osmanlılara ilhak edilince Gazi Evrenos Bey, Ece Yakup ve Gazi Fazıl Beylerle beraber Osmanlılara ilhak edilince Gazi Evrenos Bey, Ece Yakup ve Gazi Fazıl Beylerle beraber Osmanlıların hizmetine girdi.

Karesi Beyliğine getirilen Orhan Beyin oğlu Süleyman Paşa ile birlikte Gelibolu yarımadasına çıkarak Rumeli’nin fethine katıldı.
Fethin başlangıcından Konurhisar’ın zapt edilmesiyle oranın muhafızı oldu. Burasını üs edinerek Malkara ve İpsala’yı aldı.
Hayrabolu ve Çorlu taraflarına akınlar düzenleyerek Lüleburgaz (Kuleli Burgaz)’ı ele geçirdi. Gazı Süleyman Paşa’nın bir av sırasında atından düşerek ölümü üzerine Rumeli Beylerbeyi olan Lala Sabin Paşa’nın maiyetinde fetihlere devam etti.
Sırasıyla Dimetoka, İskeçe, Kavala, Drama, Yenice, Dedeağaç ve Serez şehirleri önemli rol oynadı. Osmanlıların Balkanlarda baş döndürücü bir hızla fetihlerde bulunduklarını gören Bizans ve Avrupa devletleri telaşa kapıldılar.
Macar, Bulgar, Sırp ve ulaklardan oluşan 60.000 kişilik haçlı ordusu Sofya ovasında toplandı. Bu durum Edirne’de bulunan Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa’yı telaşa düşürdü.
Durumu Bursa’da bulunan I. Murat’a bildirdi ve acele yardım istedi. I. Murat’ın yardım için gönderdiği ordular Venedikliler Çanakkale Boğazını kapattıklarından Avrupa yakasına geçemedi. Hacı İlbey Lala Şahin Paşa’nın heyecanını teskin ederek 10.000 kişilik kuvvetiyle Haçlıları karşılamak üzere ayrıldı.
Geceleri hareket ederek haçlı ordusunu izledi. Haçlılar Filibe’den ayrılarak Meriç nehri civarında karargah kurdular.
Hacı İlbey o gece askerlerini taarruza hazırladı. Gün doğumuna iki saat kala mehter takımına gürültülü hır hava çaldırdı. Davul, kös ve zurna sesleri gecenin karanlığını yırtarcasına ovayı inletti. Hacı İlbey komutasındaki akıncılar, çeşitli yönlerden şiddetli bir baskın yaptı.
Osmanlı Ordusunun geldiğini sanan haçlılar darmadağın oldular. Akıncılar kılıçlarından kurtulabilenler Meriç nehrinde boğuldular.
Macar Kralı canın zor kurtardı. 1363 yılında kazanılan bu zafer, Osmanlı tarihinde Sırpsındığı, savaşı tarihlerde ise Meriç veya Çirmen muharebesi olarak yer aldı.
Ancak, düşmanın ezici çokluğu dolayısıyla Padişahtan yardım istemesi ve bu arada maiyetindeki bir komutanın, onbin kişilik kuvvetiyle altmışbin kişilik haçlı ordusunu hezimete uğratması, Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa’yı küçük duruma düşürdü. Eşsiz bir kahraman ve komutan olan Hacı İlbey’i bir vesile bulup 1364 yılında zehirletti.
Efsanevi kimliği ile Rumeli’nin fethinde en önemli rolü oynayan Hacı İlbey, askeri bir deha ve cesur bir komutandı.
Turhan Oğulları: Turhan Oğulları Rumeli’nin alınmasında Süleyman Paşa ile beraber bulunmuş, önce Malkara dolayında yerleşmiş ve kuruluş devrimiz boyunca milletimize Şanlı hizmetlerde bulunmuş bir ailedir. Bu aileden yetişen en ünlü kişiler sıra ile Paşa Yiğit, Turhan Bey ve Ömer Bey’dir. Bu ailenin Saruhanlı yürüklerinin başında Rumeli’ye geçtikleri anlaşılmaktadır.
Paşa Yiğit: Süleyman Paşa ile beraber Rumeli’ye geçen ünlü akıncı başbuğudur. I.Murat ve Yıldırım Beyazıt zamanlarında Üsküp Beyliği, birinci Kosova’da öncü komutanlığı yapmıştır. Kabri Keşan ve Uzunköprü arasındaki linyitleri ile anılmış Paşa Yiğit veya Paşaköy’dedir. Turhan Bey: Paşa Yiğit Bey’in oğludur. II.Murat ve Fatih devirlerinin sayılı komutanlarındandır. Kabri Malkara’nın kuzeyinde, Edirne iline bağlı (Kırkkavak) köyündedir. Turhan Bey burada bir külliye yaptırmıştır. II.Murat zamanında Yunanistan, Mora ve Arnavutluk üzerine yaptığı parlak akınlar ile buralarda devletin güvenliğini sağlamıştır. Turhan Bey tarihimize Mora fatihi 1446 ve ikinci Kosova’da Macarlar’a ağır darbeyi indiren komutan olarak geçmiştir.


Malkara Gazi Ömer Bey Türbesi
Gazi Ömer Bey : Dedesi Paşa Yiğit, Saruhan (Aydın) TürkmenIeri’nin bir kolu olan ve Danişment Oğulları diye anılan göçebe Türkmenlerdendir.
Türkmenler, Osmanlıların Rumeli’ye geçişlerinde zapt ettikleri yerlere, Anadolu’dan getirtilip yerleştirilmiş topluluklardır.
Paşa Yiğit de, oğlu Turhan ve torunu Ömer Beyle Malkara çevresine yerleşmiş veya yerleştirilmiştir.
Akıncı beylerinden olan bu kimsenin adı, bu gün linyit kömürleri ile tanınan Paşayiğit köyüne verilmiştir. Ömer Bey, Fatih zamanında yaşamış, babası Turhan Bey’in yanında yetişmiş, savaş    meydanlarında sayısız kahramanlıklar göstermiş gözü pek bir kumandandı.
Yunanistan ve Mora işlerindeki vukufu ile yalnız bu havalide değil, Eflak ve Bosna da Uzun Hasan’ın ve Memlüklerin karşısında babasına layık bir evlat olduğunu göstermiştir.
O’nu, önce Fatih’le Mora’da görüyoruz.
Moralılar, dört yıl önce Turhan Beyin emir ve nasihatlerini unutarak tekrar mücadeleye başlamışlardı. Mora işini kökünden halletmek isteyen Fatih, 1458 de Mora’ya bir sefer hazırlamıştır.
Sonunda Kuzey Mora’yı Osmanlı topraklarına katmış, idaresini de önemli hizmetleri görülen Ömer Bey’e tevdi etmiştir. Şehirlere yeniçeriler konulmuş, geriye kalan yerler vergiye bağlanmıştır. Fatih; Atina’yı da almak istemiş, bu görevi de Ömer Bey’e vermiştir.
Ömer Bey, Prens Franko’ya padişahın kendisine Tep ve Boti valiliğini vereceğini bildirip, bu kimseyi razı etmiş, bu kurnazca hareketi ile Atina’yı kan dökmeden zapt etmiştir. Eski    Yunan    medeniyetinin merkezi olan bu tarihi şehirde. Türk atlarının nalları şakırdamış, Onun zeka ve nüfuzu sayesinde 1829 tarihine kadar şanlı bayrağımız Akropal’da dalgalanmıştır.
Fatih, Ömer Bey’in bu kansız başarısından çok memnun kalmış, Atina’yı görmeye gelmiştir. Akropol’a çıkarak Partenon’u incelemiş, gözlerini ufuklarda gezdirerek Pire Limanı ile çevrili Atina şehrini seyretmiştir. Çok hoşlanan Fatih yanındakilere dönerek “Din ve Devlet böyle bir yerin zaptından dolayı Turhan’ın oğluna nasıl müteşekkir olmasın” diyerek, iltifatta bulunmuştur. Tarihimizin kahramanları arasına giren Ömer Bey’i, Fatih bundan sonra yanından ayırmamıştır.
Ömer Bey, 1462 de Eflak, 1463 te Bosna seferlerine katılmıştır. Eflak’ta susuz bir bölgeye düşen ve düşmanın saldırısına uğrayan Mahmut adlı kumandanın idaresindeki kuvvetlerimiz, O’nun azim ve cesareti sayesinde kendisini toparlayarak düşmanı ezmiş, amansız akınları ile Eflak’lılara göz açtırmamıştır. Tarihimizde Kazıklı Voyvoda diye geçen, Macarların Şeytan, Eflaklıların Cellat dedikleri bu zalimi günlerce kovalamış, mızraklara takılmış 2000 düşman başı ile ordugaha dönmüş, bu hizmeti ile Tasalya Beyliğini kazanmıştır. Bosna’nın zaptında da büyük faydaları görülmüş, düşmanı kovalarken Verbas nehrini yüzerek geçmek suretiyle orduya örnek ve cesaret timsali olmuştur.
Venediklilerin Germe hisarını yapıp içerisine 200 topçu, bir çok zırhlı ve tüfekli asker yerleştirdiğini öğrenince, süratle miraya yetişerek, Venediklilere ait Lepant havalisini işgal etmiş, sonra Germe hisarı önüne gelmiştir. Bu gelişi hisardakileri çok korkutmuştur. Keşfe çıktığında hisara 300 adım kala, hisardan atılan güllelerle, yanında bulunan iki subay şehit olmuştur.
Sonradan sadrazam Mahmut Paşanın kuvvetleri gelince, Germe hisarındaki düşman, Türk saldırısı sonunda bir kar yığını gibi erimiş ve hisar zapt edilmiştir. Ömer Bey, 20.000 akıncı ile Modan havalisinin altını üstüne getirmiş, eline geçirdiği 500 esiri Fatih’e göndermiştir. Venedikliler Mora’ da da perişan edilmiş ve yarım ada tekrar idaremiz altına girmiştir. 1473’te Otlukbeli savaşına katılmış, Murat paşanın tedbirsizliği yüzünden Uzun Hasan’a esir düşmüştür.
Fatih, Barburt’a sürgün edilen bu çok sevdiği kumandanın bir çok esir karşılığında serbest bıraktırmıştır. Ömer Bey, son olarak 1485’te Sadrazam Ali Paşa kumandasındaki kuvvetlerle Osmanlı-Mısır savaşına katılmıştır.
Çok çetin olan bu savaşta, Osmanlı’ları sevmeyen Karaman ve Anadolu askerleri savaştan kaçınca, Ali başa ile Ömer Bey’in Rumen askerleri ile savaşa devam edilmiştir.
Ömer Bey, sadık, cesur ve mert bir kumandan olduğunu bu savaşta da göstermiştir.
Dehşetli bir saldırıya uğrayan kumandan Ali Paşayı canla başla korumuştur. İki taraf büyük zayiat vermiş, savaş meydanı cesetlerle dolmuştur.  Akşama doğru bitap düşen iki taraf çarpışmayı durdurmuştur.
Ömer Bey’in kahramanlığı, Osmanlıları ağır bir yenilgiden kurtarmış, ordumuz Toroa’lara çekilmiştir.
Padişah 2. Beyazıt, kaçan kumandanları ağır şekilde cezalandırmıştır.
Sicil-i Osmani sahibi Süreyya Bey, Ömer Bey’in bu savaşta kaybolduğunu yazmaktadır. Halbuki, türbesinin ve hicri 900 tarihli vakfiyesinin olması bunu yalanlamaktadır.
Ömer Bey’in, Fatih ile birlikte 1473 yılından Otlukbeli savaşma iştirak ettiği kayıtlarda mevcuttur.
Hayat hikayesinden anlaşıldığına göre Ömer Bey, çok cesur bir kumandandır. O’na Fatihin sağ kolu denilebilir.
Ömer Bey, Malkara’da bir camii (Çarşı camii), bir mescit, bir tekke, Edirne’de bir mescit, Başlı köyünde bir tekke yaptırmıştır. Dimetoka ve Malkara’da bulunan bir değirmen, bir dükkan, bina ve arazi ile Yenişehir ve Tırnova’nın cizyelerini vakfetmiştir.
Ömer Beyin 900 hicri tarihli vakfiyesi olduğuna göre, vefat ettiği tarihin 809 değil de 908 olması daha uygundur. Çünkü Ömer
Beyin Fatihle birlikte Otlukbeli (1473) savaşına iştirak ettiği kayıtlarda malumdur.
MALKARA’DA TARİHİ VE EDEBİ KİŞİLİKLER
Şair Nev’i: Asıl adı Yahya olan Şair 1533 yılında Malkara’da doğdu. Babası Halveti Şeyhlerinden Pir Ali, Malkara’da Turnan Bey camisi imamı ve sıbyan mektebinde hocaydı, grenimi babasının yanında yaptı; İstanbul da medresede okudu (1550-1566) Ahaveyn adıyla anılan Ahmet ve Mehmet kardeşlerin öğrencisi oldu.
Tasavvufla ilgilenerek Sarhoş Balı, Kurt Mehmet ve Şeyh Çaban efendilere bağlandı, ilticası Mehmet Efendi ile kirlikte bir şiire Edirne de bulundu (1558-1663). Gelibolu’da müderrisliğe başladı (1566). İstanbul’du Şah kulu. Murat Paşa, Caferağa, Mihrimah. Çınarlı medreselerinde ders okuttu (1572-1690).
Bağdat kadılığına atandıysa da yola çıkmak üzereyken III. Murat’ın şehzadelerinin hocalığıyla görevlendirildi.
III. Mehmet, babasının ölümü üzerine tahta geçerek 19 kardeşini idam ettirince (1595), kardeşlerinden Şehzade Mustafa, Beyazıt, Osman ve Abdullah’ın hocası olan Nev’i’yi de emekliye ayırdı.
24 Haziran 1599 yılında vefat etti.
Nev’inin en büyük eseri Divan-ı dır. Üç dilde otuza yakın eser vermiştir. Şair kişiliği yanında zamanının tanınmış hilallileri arasında da yer almıştır.
Aşk konusunu duygulu, içtenlikli anlatımla işleyen gazelleri de vardır. Kasidelerinin özellikle girizgâhları, taşıdığı sanat değeri bakımından beğenilmiştir. Oğlu şair Alayı tefsir, kelam, tasavvur, akait, fıkıh, mantık gibi konularda 30’u aşkın yapıtı olduğunu belirtmişse de bunlardan pek azı günümüze kalmıştır.
Divan-ı (yeni harflerle basım. 1977) dışındaki yapıtlarının başlıcaları manzum, Kırk Hadis Çevirisi, tasavvufa aşkı konu edinen Hasbıhal Mesnevisi; din, tarih, bilim konularıyla ilgili bir ansiklopedi olan Ne tayic ül-lünun ve mehasül-mütım: Fu sus ül-hıham çevirisi Risale-ı Nevayı Uşşak, Risale-ı mantık, Hace-ı Cihanın münseatinüdan tercümelerdir.

YAZICIOĞLU AHMET BİCAN MEZARI GELİBOLU

Yazıcıoğlu Mehmet ve Ahmet BİCAN :Tarihi Yazıcızade sülalesinden olup hattatlık, dini ve bilimsel eserleri ile tanınan bu kardeşler Malkara’da Kadıköy’de doğmuşlardır. Her ikisi de Osmanlı entelektüel sufî tipinin ilk temsilcilerindendir. Aynı zamanda Hacı Bayram Veli’nin de müritlerindendir. 15. asrın ünlü mutasavvıflarından olan bu iki kardeş II. Murat ve Fatih döneminde yaşamışlardır. Osmanlı döneminde yazılan Muhammediyeler, mevlitler kadar yaygındır. Divan edebiyatının Mevlit gibi bestelenerek okunan eserlerindendir. Bunların içinde ilki ve en ünlüsü Yazıcıoğlu Mehmet tarafından 1449 yılında yazılanıdır. Yazıcıoğlu Mehmet, ünlü Muhammediyesi Megaribü’z Zaman adlı eserini Arapça yazmıştır. Kardeşi Ahmet BİCAN ise bu eseri Envârü’l Aşıkîn adı  ile Türkçe’ye çevirmiştir.  Yazıcıoğlu Mehmet, Hacı Bayram Veli’den ders almış, halifelerinden olmuş ve 1451 yılında Gelibolu’da vefat etmiştir. Ahmet    BİCAN    ise    hayatını   büyük    ölçüde Riyaziyatla   geçirmiş ve çok zayıf  düşmüştür.   Bu nedenle kendisine cansız anlamına gelen   “BİCAN” lakabı verilmiştir. Revh-ül-ervah (Ruhların Rahatlığı), Acayip-Ül-Mahlûka (Acayip     Yaratıklar), Dür-ül-Meknun (Dizilmiş inciler) adlı eserlerini vermiş ve 1404 yılında vefat etmiştir.

İrfan DOĞRUSÖZ (Bestekâr-Sanatçı) : 1927 yılında Tekirdağ’ın Malkara İlçesinde doğdu. Babası merhum Muhlis Bey’in teşviki ile ortaokul yıllarında müzik çalışmalarına taşladı. Futbol merakı ile Vefa Spor Kulübü Genç Takımı’nda üniversite bayatına kadar futbolculuk, yaptı. Annesi merhum Aliye DOĞRUSÖZ’dür. İstanbul Belediye Konservatuarı öğrenciliğinden sonra ileri Türk Musikisi Konservatuarı’nda eğitim görüp, Laika KARABEY’den uzun dönem ders aldı. 1950 yılında İstanbul Radyosu’nda ses sanatçısı odlu. 1955 yılında İstanbul Tıp Fakültesini bilirdi ve 1961 yılında iç Hastalıkları Uzmanı oldu. 1967 Yılında Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu kurucu başkanı oldu. Musiki öğrenimi boyunca Tanburi Dürrü TURAN, Ekrem KARADENİZ, Şefik KARADENİZ, Şefik GÜRMERİÇ’TEN ders almış, Münir Nurettin SELÇUK, Refik ERSAN, Cevdet ÇAĞLA ve Emin ONGAN hocalardan ilgi görmüş, Türk Musikisinin en değerli Seri ve yöneticisi merhum Mesut Cemil Bey’in korosunda çalışmıştır. Hayatı boyunca 80 kadar şarkı, saz eserleri, çok sesli Türk Musikisi denemeleri, marşları ve besteleri vardır. En ünlü eserleri arasında “Ayin-i Şerif” ve “Müzikal Hikaye” vardır. Amerika’daki eğitimi sırasında eşi Hülya Hanımla yaptığı evlilikten, Bilgehan ve Batuhan adında iki erkek evladı olmuştur. 29  Haziran 2003 tarihinde hayata veda etmiştir.
Kaynak : Malkara Belediyesi

Reklamlar

One Comment on “MALKARA”

  1. İSAKARADUMAN. dedi ki:

    Ben,isakaraduman.çatalca,arnköy,haraççılı.Aile tarihimizin bilgileri ile,bu bilgiler benziyor..Enson,bulgaristan kiremidin göçü ile dönmüşüz.Oraaki sülale adı,duman oğulları.TURHANOĞULLARI ADLI Akıncıların torunu,ömer beyin torunları olduğumuzu anladım.Ailede,çok ömer adı varve,geçmişte olmuş.Vidin kale beyi ömer bey,aşıkhafız ömerpaşa isimlerine rastladım.Bu dede tarafımız.Babannemintarafında,sonbosna kale komutanları ve,sancak beyleri var.ASIRLARDIR,İSLAMA SANCAKTAR OLMUŞ,YİĞİT EVLADIFSTİHANINTORUNU OLMAKTAN GURUR DUYDUM,RUHLARI ŞAD OLSUN.BAKİ SELAMLAR.ÇATALCALI İSA HOCA.EMK.ÖĞR.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s